Akademik Yayınlar

Paylaşımlarımız

Akademik Yayınlarımız

Klinik sonuçlarımızı, herkesin erişimine açık, hakemli dergilerde yayımlamaya kararlıyız.

Glioblastomada Ketojenik Metabolik Tedavi için Klinik Araştırma Çerçevesi Önerisi

BMC Med. 2024 Ara 5;22(1):578.

Özet

Glioblastom (GBM), erişkinlerde görülen en agresif primer beyin tümörüdür ve en üst düzey standart tedavilere rağmen prognozu neredeyse her zaman ölümcüldür. Bu çalışmada, GBM hücrelerinin başlıca iki fermente edilebilir yakıta (glukoz ve glutamin) yönelik metabolik gereksinimlerine dayanan bir uzlaşı tedavi protokolü sunulmaktadır. Glukoz, glikoliz yoluyla tümör büyümesi için karbon ve ATP kaynağı sağlarken; glutamin, glutaminoliz yoluyla azot, karbon ve ATP sentezi sağlar. Hiçbir tümör anabolik substratlar veya enerji olmadan büyüyemeyeceğinden, glikoliz ve glutaminolizin eş zamanlı hedeflenmesinin GBM hücrelerinin çoğunun, hatta tamamının çoğalmasını azaltması beklenir. Ketojenik metabolik tedavi (KMT), enerji metabolizmasını terapötik ketoza kaydırırken glikolizi, glutaminolizi ve büyüme sinyallerini baskılayan diyet-ilaç kombinasyonlarından yararlanır. Glukoz-keton indeksi (GKİ), biyolojik uyumun, ideal olarak gerçek zamanlı izlemle değerlendirilmesi için standartlaştırılmış bir biyobelirteçtir. KMT; GKİ’ye göre ayarlanmış ketojenik diyetler, kalori kısıtlaması ve açlık yoluyla substrat rekabetini artırmayı ve tümör mikroçevresini normalleştirmeyi, aynı zamanda özgül metabolik inhibitörlerle glikolitik ve glutaminolitik akışı hedeflemeyi amaçlar. Keton cisimleri, yağ asitleri veya laktat gibi fermente edilemeyen yakıtlar, kanser hücresi çoğalmasının uzun vadeli biyoenerjetik ve biyosentetik taleplerini karşılamada görece daha yetersizdir. Önerilen strateji, GBM’de olduğu gibi glikoliz ve glutaminolizle yönlendirilen diğer tümörlerde de, kalıntı mitokondriyal işlevlerinden bağımsız olarak, sinerjik bir metabolik hazırlama zemini olarak uygulanabilir. Metabolik onkolojide gelecekteki KMT araştırmalarına rehberlik etmek üzere, gözlemsel ve girişimsel çalışmalar için ortak, kanıta dayalı bir çerçeve sunan en iyi uygulama önerileri sağlanmaktadır.

Son Evre Meme Kanserinin Yönetiminde Metabolik Destekli Kemoterapi: Tam ve Kalıcı Yanıt

Cureus. 2021 Nis 26;13(4).

Özet

Meme kanseri, dünya genelinde önemli morbidite ve mortaliteye yol açmaktadır. Günümüzde metastatik meme kanserinde tedavi seçenekleri, kemoterapinin yanı sıra endokrin, radyasyon ve/veya biyolojik tedavilerden oluşmaktadır. Hastalığın yönetimindeki ilerlemeler genel sağkalım sürelerini iyileştirmiş olsa da, son evre hastalığa sahip kadınlar için tedavi seçenekleri çoğunlukla destekleyici bakımla sınırlıdır.

Burada, son evre (T4N3M1) meme kanseri olan ve metabolik destekli kemoterapi (MDKT), ketojenik diyet (KD), hipertermi (HT) ve hiperbarik oksijen tedavisi (HBOT) ile tedavi edilen 47 yaşında premenopozal bir kadının yanıtını ön plana çıkaran bir vaka raporu sunuyoruz. Hasta, 2016 yılının sonlarında sağ memesinde ilk kez bir kitle fark etmiş; bu kitle başlangıçta değerlendirilerek kist olarak yorumlanıp dışlanmıştır. Mayıs 2017’de kist olduğundan şüphelenilen bölgede cilt ülserasyonu gözlenmiştir. Ardından yapılan bilateral meme ultrasonografisinde her iki memede kitleler ve büyümüş bir sağ aksiller lenf nodu saptanmıştır. Biyopsi sonrası konulan tanı, grade 3, östrojen reseptörü pozitif (ER+), progesteron reseptörü pozitif (PR+), insan epidermal büyüme faktörü reseptörü 2 negatif (HER2-) invaziv duktal meme karsinomudur. Hasta başlangıçta, olası yan etkileri ve toksisitesi nedeniyle konvansiyonel kemoterapi almayı reddetmiş, ancak hastalığın geniş ölçüde ilerlemesi ve genel sağlık durumunun bozulması üzerine Ağustos 2018’de tıbbi tedavi arayışına girmiştir.

Yeniden değerlendirildiğinde hasta, ileri düzeyde son evre hastalığı, kötü performans durumu (Eastern Cooperative Oncology Group skoru: 3) ve ilerlemiş solunum semptomları nedeniyle konvansiyonel tedaviye uygun bulunmamıştır. Diğer seçenekleri araştıran hasta, Kasım 2018’de İstanbul, Türkiye’deki ChemoThermia Onkoloji Merkezi’ne kabul edilmiştir. O dönemde hasta 38 kg ağırlığında (vücut kitle indeksi: 18,1 kg/m2) olup; beyin, akciğerler, mediasten, karaciğer, karın ve kemiklerde lezyonların bulunduğu yaygın metastatik hastalığa sahipti. Bu lezyonlar, beynin kontrastlı manyetik rezonans görüntülemesi ve tüm vücut (18F)-florodeoksiglukoz-pozitron emisyon tomografisi-bilgisayarlı tomografisi ile saptanmıştır. Hasta, tüm saptanabilir lezyonları ortadan kaldıran MDKT, KD, HT ve HBOT’tan oluşan altı aylık bir tedavi protokolü almıştır.

Terapötik yanıt, KD, besin takviyeleri ve yeniden konumlandırılmış ilaçlardan oluşan idame tedavisiyle iki yıl boyunca sürdürülmüştür. Bu tekil vaka raporu, son evre meme kanseri olan bir hastada MDKT ile yeni bir metabolik tedaviyi birleştiren bir tedavi protokolüne verilen tam ve kalıcı yanıta dair kanıt sunmaktadır.

Meme Kanseri Yönetiminde Tamamlayıcı veya Alternatif Yaklaşım Olarak Ketojenik Metabolik Tedavinin Değerlendirilmesi

Front Nutr. 2020 Mar 11;7:21.

Özet

Meme kanseri, kadınlarda önemli bir morbidite ve mortalite nedeni olmaya devam etmektedir. Meme biyopsi dokusundan ve kanser hücrelerinden elde edilen ultrastrüktürel ve biyokimyasal kanıtlar, oksidatif fosforilasyon (OksFos) yoluyla enerji üretimiyle bağdaşmayan mitokondriyal anormallikler göstermektedir. Bunun sonucunda meme kanseri, çoğu kanser gibi, büyümek için oksidatif fosforilasyondan çok substrat düzeyinde fosforilasyona (fermantasyon) daha bağımlı hale gelir. Bu durum, kanserin mitokondriyal metabolik teorisiyle uyumludur. Glukoz ve glutamin, tedaviye direncin temelini oluşturan ve meme kanseri büyümesini sırasıyla sitoplazmada (Warburg etkisi) ve mitokondride (Q-etkisi) substrat düzeyinde fosforilasyon aracılığıyla yönlendiren başlıca fermente edilebilir yakıtlardır. Ortaya çıkan kanıtlar, ketojenik metabolik tedavinin (KMT) tümör hücrelerine glukoz erişimini azaltırken eş zamanlı olarak fermente edilemeyen bir metabolik yakıt olan keton cisimlerini yükseltebildiğini göstermektedir. KMT’nin, glutamin hedeflemesiyle birlikte kullanıldığında en etkili olacağı öne sürülmektedir. KMT’nin sistemik inflamasyonu nasıl azaltabileceği ve normal hücrelere zarar vermeden tümör hücrelerini nasıl hedefleyebileceği bu derlemede incelenmektedir. KMT’nin klinikte uygulanması, meme kanseri hastalarında progresyonsuz sağkalımı ve genel sağkalımı iyileştirebilir.

İlerlemiş Mide Kanserinde Ketojenik Diyet, Hipertermi ve Hiperbarik Oksijen Tedavisi ile Kombine Edilen Metabolik Destekli Kemoterapinin Sağkalım Sonuçları

Niger J Clin Pract 2020;23:734-40.

Özet

Arka Plan: Yeni kemoterapötik rejimlerin mevcut olmasına rağmen, ilerlemiş mide kanseri olan hastalarda sağkalım sonuçları hâlâ tatmin edici olmaktan uzaktır.

Amaç: Bu çalışma, çoklu tümör hücresi kırılganlığını hedefleyen ek tedavi modaliteleriyle birlikte kemoterapi alan ilerlemiş mide kanseri hastalarının sonuçlarını değerlendirmiştir.

Gereç ve Yöntemler: Bu retrospektif çalışmaya, Nisan 2014 ile Ekim 2017 arasında ketojenik diyet, lokal hipertermi ve hiperbarik oksijen tedavisi (HBOT) ile kombine edilen metabolik destekli kemoterapi (MDKT) alan, evre III–IV lokal ileri veya metastatik mide adenokarsinomu tanılı toplam 24 hasta dahil edilmiştir. Sağkalım sonuçları değerlendirilmiştir.

Bulgular: 22 hastada (%88,0) tam yanıt elde edilmiştir. Ortalama takip süresi 23,9 ± 12,7 aydır. Ortalama genel sağkalım 39,5 ay (%95 güven aralığı [GA]: 28,1–51,0) ve ortalama progresyonsuz sağkalım 36,5 ay (%95 GA: 25,7–47,2) olmuştur. Açlık, hipoglisemi, ketojenik diyet, hipertermi veya HBOT’a bağlı herhangi bir sorunla karşılaşılmamıştır.

Sonuçlar: Bu çalışmada kullanılan kombinasyon tedavisi (ketojenik diyet, hipertermi ve HBOT ile birlikte MDKT) ilerlemiş mide kanserinin tedavisinde umut verici görünmektedir. Bu yeni tedavi protokolünü desteklemek ve standartlaştırmak için daha fazla araştırma ve karşılaştırmalı klinik çalışmalar gereklidir.

Lokal İleri (Evre III) Rektum Kanserinin Hipertermi ile Metabolik Destekli Kemoradyoterapiye Tam Yanıtı

Int J Cancer Res Mol Mech. 2016;2(1).

Özet

Arka Plan: Lokal ileri rektum kanseri, tümör bölgesinde rezidüel hastalık bırakma olasılığı yüksek olmadan rezeke edilemeyen bir rektum kitlesi olarak tanımlanır. Lokal ileri rektum kanseri için standart tedavi, cerrahiyle takip edilen kemoradyoterapi iken, bu çalışma; metabolik destekli kemoterapi (MDKT), radyoterapi (RT) ve hipertermi (HT) kombinasyonunu aldıktan sonra tam patolojik ve klinik remisyona ulaşan lokal invaziv bir rektum adenokarsinomu hastasını bildirmektedir.

Vaka sunumu: 81 yaşında bir kadın hasta, 20 günlük kanlı dışkılama şikâyeti üzerine bir sevk hastanesinde rektosigmoidoskopi geçirmiştir. Rektosigmoidoskopide anal sfinkter düzeyinde başlayan ülsere bir tümör saptanmıştır. Biyopsi materyalinin patolojik incelemesinde orta derecede diferansiye invaziv adenokarsinom ortaya konmuş ve hastaya evre III (T3N2Mx) düşük yerleşimli rektum kanseri tanısı konmuştur. Sonraki takipte kolonik obstrüksiyon saptandığında, hastaya abdominoperineal rezeksiyon (APR) önerilmiş, ancak hasta cerrahi tedaviyi reddederek sevk edilmiştir. Hasta, RT ve lokal HT’ye eş zamanlı olarak oksaliplatin, 5-florourasil (5-FU) ve kalsiyum folinat (FOLFOX6) kombinasyonunun metabolik destekli halini almış ve sonuçta hiçbir zaman cerrahi geçirmemiştir. Hastalıksız PET-BT taramasından bu yana geçen 27 ay boyunca hasta, hiçbir hastalık nüksü belirtisi göstermemektedir.

Sonuç: Bu çalışmanın bulgularına göre, lokal ileri rektum adenokarsinomunda cerrahi olmayan tedavi ve tam klinik ve patolojik remisyonun elde edilmesi, MDKT, RT ve HT kombinasyonu aracılığıyla mümkün olabilir.

Evre II-IV Rektum Kanserinde Ketojenik Diyet, Hipertermi ve Hiperbarik Oksijen Tedavisi ile Kombine Edilen Metabolik Destekli Kemoterapinin Ön Sonuçları

Arch Clin Exp Med 2020;5(1):16-20.

Özet

Amaç: Sistemik kemoterapi, evre II-IV rektum kanseri olan hastalarda çoklu modalite tedavisinin bir parçasıdır. Özellikle tanı anında küratif rezeksiyona uygun olmayan hastalar, sonuçları iyileştirmek için daha etkili yaklaşımlara ihtiyaç duyar. Metabolik destekli kemoterapi (MDKT), tümör hücresinin düzensizleşmiş enerji mekanizmasını hedefleyen yeni bir yaklaşımdır. Bu çalışma, başlangıçta cerrahiye uygun olmayan evre II-IV rektum kanseri hastalarında ketojenik diyet, hipertermi ve hiperbarik oksijen tedavisi (HBOT) ile kombine edilen MDKT’nin etkinliğini incelemeyi amaçlamıştır.

Yöntemler: Ketojenik diyet, hipertermi ve HBOT ile kombine edilen metabolik destekli kemoterapi (MDKT) alan, evre II-IV rektum karsinomu tanılı yirmi bir hasta dahil edilmiştir. Birinci basamak kemoterapi rejimi oksaliplatin temelli, ikinci basamak rejim ise irinotekan temelliydi. Genel sağkalım ve progresyonsuz sağkalım tahmin edilmiştir.

Bulgular: Ortalama takip süresi 33,3 ± 22,0 aydır. Ortalama genel sağkalım 58,6 ay (%95 GA, 43,3–73,9) ve progresyonsuz sağkalım için karşılık gelen değer 45,1 ay (%95 GA, 28,9–61,2) olmuştur. Metastatik hastalığı olan hastalar için ortalama genel sağkalım 35,7 aydır. Çok değişkenli analiz, erkek cinsiyeti ve evre IV hastalığı, daha kötü progresyonsuz sağkalımın bağımsız öngörücüleri olarak belirlemiştir. Başka hiçbir parametre sağkalım sonuçlarını etkilememiştir.

Sonuç: Bu çalışmanın bulguları, tümör hücrelerinin çoklu kırılganlıklarını hedefleyen bu yeni kombinatoryal protokolün, ilerlemiş rektum kanseri olan hastalarda, özellikle metastatik hastalığı olanlarda, ek güvenlik endişesi olmaksızın potansiyel kullanımı açısından umut vericidir. Ancak kesin sonuçlara varmak için uzun vadeli sonuçlara ihtiyaç vardır.

Metastatik Pankreas Kanserinde Ketojenik Diyet, Hipertermi ve Hiperbarik Oksijen Tedavisi ile Kombine Edilen Gemsitabin Temelli veya FOLFIRINOX Rejimli Metabolik Destekli Kemoterapinin Uzun Dönem Sağkalım Sonuçları

Complement Med Res. 2020;27(1):31-39.

Özet

Arka Plan: Yeni kemoterapötik ajanların kullanıma sunulmasına rağmen, metastatik pankreas kanseri olan hastaların sonuçları hâlâ kötüdür. Metabolik destekli kemoterapi (MDKT), tümör hücresinin düzensizleşmiş enerji mekanizmasını hedefleyen yeni bir yaklaşımdır.

Amaçlar: Bu çalışma, metastatik pankreas kanseri olan hastalarda ketojenik diyet, hipertermi ve hiperbarik oksijen tedavisi (HBOT) ile kombine edilen, kemoterapinin metabolik destekli uygulamasının etkinliğini incelemeyi amaçlamıştır.

Yöntem: Bu retrospektif gözlemsel çalışmaya, MDKT (indüklenmiş hipoglisemiyle eş zamanlı uygulanan gemsitabin temelli veya FOLFIRINOX rejimi) artı ketojenik diyet, hipertermi ve HBOT kombinasyonunu alan, metastatik pankreas duktal karsinomu (evre IV) olan 25 hasta dahil edilmiştir. Sağkalım sonuçları değerlendirilmiştir.

Bulgular: Ortalama 25,4 ± 19,3 aylık takip süresi boyunca, medyan genel sağkalım ve medyan progresyonsuz sağkalım sırasıyla 15,8 ay (%95 GA, 10,5–21,1) ve 12,9 ay (%95 GA, 11,2–14,6) olmuştur. Yaş ve cinsiyetin genel sağkalım üzerinde herhangi bir etkisi olmamıştır (tümü için p > 0,05).

Sonuçlar: Ketojenik diyet, hipertermi ve HBOT ile birlikte uygulanan MDKT, metastatik pankreas kanseri tanısı konmuş hastalarda sağkalım sonuçlarını iyileştirme potansiyeline sahip uygulanabilir bir seçenek olarak görünmektedir. Özellikle daha büyük karşılaştırmalı klinik çalışmalarla daha fazla araştırma gereklidir.

Metastatik Küçük Hücreli Dışı Akciğer Kanserinde Ketojenik Diyet, Hipertermi ve Hiperbarik Oksijen Tedavisi ile Kombine Edilen Haftalık Karboplatin/Paklitaksel ile Metabolik Destekli Kemoterapinin Fizibilite Çalışması

Int J Hyperthermia. 2019;36(1):446-455.

Özet

Arka Plan: Önceki kanıtlar, metabolik destekli kemoterapi (MDKT), ketojenik diyet, hipertermi ve hiperbarik oksijen tedavisinin (HBOT) tümünün kanser hücrelerinin kırılganlıklarını hedefleyebileceğini öne sürmektedir. Bu çalışma, bu kombinasyon tedavisinin evre IV küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK) tedavisindeki etkinliğini ve tolere edilebilirliğini değerlendirmeyi amaçlamıştır.

Yöntemler: Bu retrospektif çalışmaya, MDKT (indüklenmiş hipoglisemiyi takiben kemoterapi rejiminin uygulanması) artı ketojenik diyet, hipertermi ve HBOT kombinasyonunu alan, uzak metastazı olan kırk dört KHDAK hastası dahil edilmiştir. Sağkalım ve tedavi yanıt oranları ile toksisiteler değerlendirilmiştir.

Bulgular: Genel yanıt oranı (ORR, tam yanıt artı kısmi yanıt) %61,4 olmuştur; buna karşılık hastaların sırasıyla %15,9’unda stabil hastalık (SD) ve %22,7’sinde progresif hastalık (PD) görülmüştür. Ortalama genel sağkalım (OS) ve progresyonsuz sağkalım (PFS) sırasıyla 42,9 ay (%95 GA: 34,0–51,8) ve 41,0 ay (%95 GA: 31,1–50,9) olmuştur. Daha yüksek Eastern Cooperative Oncology Group (ECOG) performans durumu (ECOG 2), daha kötü OS ve PFS ile ilişkilendirilmiştir. Hastalar, kabul edilebilir toksisite ve advers olaylarla kemoterapi sikluslarını almıştır. Açlık, hipoglisemi, ketojenik diyet, hipertermi veya hiperbarik oksijen tedavisine bağlı herhangi bir sorunla karşılaşılmamıştır.

Sonuçlar: Bu çalışmanın bulguları, çoklu yolakları ve hücresel kırılganlıkları hedefleyen diğer modalitelerle kombine edilen MDKT’nin, metastatik KHDAK’ta sağkalım sonuçlarında ve tedavi yanıt oranlarında ek güvenlik endişesi olmaksızın kayda değer iyileşmeler sağlayabileceğini öne sürmektedir. Sağlam sonuçlara varmak için büyük karşılaştırmalı çalışmalar gereklidir.

Evre IV Üçlü Negatif Meme Kanseri için Ketojenik Diyet, Hipertermi ve Hiperbarik Oksijen Tedavisi ile Kombine Edilen Metabolik Destekli Kemoterapinin Etkinliği

Cureus. 2017 Tem 7;9(7).

Özet

Üçlü negatif meme kanseri (TNBC), diğer meme kanseri türlerinden daha agresif ve metastatiktir. Sitotoksik kemoterapi, günümüzde TNBC hastaları için baskın sistemik tedavidir. Bu vaka raporu, evre IV (T4N3M1) üçlü negatif invaziv duktal meme karsinomu olan, kilolu 29 yaşında bir kadında metabolik destekli kemoterapi (MDKT), ketojenik diyet (KD), hipertermi (HT) ve hiperbarik oksijen tedavisinin (HBOT) etkisini ön plana çıkarmaktadır. Hasta, Aralık 2015’te fizik muayene sırasında saptanan, sol memesinde gözlemlenebilir bir kitle ile başvurmuştur. Manyetik rezonans görüntülemede, Breast Imaging Reporting and Data System Kategori 5 bir tümör ve sol aksillada çok sayıda lenfadenomegali ortaya konmuştur. Tru-Cut biyopsisi, üçlü negatif nükleer grade 2 invaziv duktal karsinom tanısına yol açmıştır. Hasta, Ekim 2016’da İstanbul, Türkiye’deki ChemoThermia Onkoloji Merkezi’ne kabul edilmiş ve tüm vücut (18F)-florodeoksiglukoz (FDG)-pozitron emisyon tomografisi-bilgisayarlı tomografi (PET-BT) taramasında, sol memesinde 77 mm x 55 mm boyutunda primer bir tümör, çok sayıda sol pektoral ve aksiller lenf nodu, çok sayıda yaygın karaciğer kitlesi ve sol üst nodüler bir abdominal lezyon ortaya çıkmıştır. Hasta, MDKT, KD, HT ve HBOT’tan oluşan bir tedavi protokolü almıştır. Şubat 2017’de yapılan takip tüm vücut 18F-FDG PET-BT taraması, anormal FDG tutulumu kanıtı bulunmayan tam bir terapötik yanıt göstermiştir. Hasta bu tedavi protokolünü almaya devam etmiş ve Nisan 2017’de, PET-BT görüntülemesinde belirtilen yanıtla uyumlu tam patolojik yanıtı ortaya koyan bir mastektomi geçirmiştir. Bu tekil vaka çalışması, evre IV TNBC olan bir hastada MDKT ile yeni bir metabolik tedavinin kombinasyonu kullanılarak altı aylık tedavi süresini takiben tam klinik, radyolojik ve patolojik yanıta dair kanıt sunmaktadır.

Lokal İleri (Evre III) Rektum Kanserinin Hipertermi ile Metabolik Destekli Kemoradyoterapiye Tam Yanıtı

Int J Cancer Res Mol Mech. 2016;2(1).

Özet

Arka Plan: Lokal ileri rektum kanseri, tümör bölgesinde rezidüel hastalık bırakma olasılığı yüksek olmadan rezeke edilemeyen bir rektum kitlesi olarak tanımlanır. Lokal ileri rektum kanseri için standart tedavi, cerrahiyle takip edilen kemoradyoterapi iken, bu çalışma; metabolik destekli kemoterapi (MDKT), radyoterapi (RT) ve hipertermi (HT) kombinasyonunu aldıktan sonra tam patolojik ve klinik remisyona ulaşan lokal invaziv bir rektum adenokarsinomu hastasını bildirmektedir.

Vaka sunumu: 81 yaşında bir kadın hasta, 20 günlük kanlı dışkılama şikâyeti üzerine bir sevk hastanesinde rektosigmoidoskopi geçirmiştir. Rektosigmoidoskopide anal sfinkter düzeyinde başlayan ülsere bir tümör saptanmıştır. Biyopsi materyalinin patolojik incelemesinde orta derecede diferansiye invaziv adenokarsinom ortaya konmuş ve hastaya evre III (T3N2Mx) düşük yerleşimli rektum kanseri tanısı konmuştur. Sonraki takipte kolonik obstrüksiyon saptandığında, hastaya abdominoperineal rezeksiyon (APR) önerilmiş, ancak hasta cerrahi tedaviyi reddederek sevk edilmiştir. Hasta, RT ve lokal HT’ye eş zamanlı olarak oksaliplatin, 5-florourasil (5-FU) ve kalsiyum folinat (FOLFOX6) kombinasyonunun metabolik destekli halini almış ve sonuçta hiçbir zaman cerrahi geçirmemiştir. Hastalıksız PET-BT taramasından bu yana geçen 27 ay boyunca hasta, hiçbir hastalık nüksü belirtisi göstermemektedir.

Sonuç: Bu çalışmanın bulgularına göre, lokal ileri rektum adenokarsinomunda cerrahi olmayan tedavi ve tam klinik ve patolojik remisyonun elde edilmesi, MDKT, RT ve HT kombinasyonu aracılığıyla mümkün olabilir.

Rezeke Edilemeyen (Evre III-IV) Duktal Pankreas Adenokarsinomunun Metabolik Destekli Kemoterapi (MDKT) Kullanılarak Tedavisinin Uzun Dönem Sonuçları: Retrospektif Bir Çalışma

J Pancreas (Online). 2016 Oca 08;17(1):36-41.

Özet

Arka Plan: Metabolik destekli kemoterapi, standart kemoterapi protokollerinin; farmakolojik dozlarda regüler insülin uygulanması ve hipogliseminin gelişmesiyle eş zamanlı olarak ve bir önceki günden başlayan açlığın ardından uygulanması olarak tanımlanır. Bu çalışma, metabolik destekli kemoterapinin; lokal ileri ve metastatik (sırasıyla evre III ve evre IV) ya da kısaca rezeke edilemeyen pankreas adenokarsinomu hastalarının genel sağkalımı üzerindeki etkilerini sunmayı amaçlamaktadır.

Gereç ve yöntemler: Bu çalışma, prospektif olarak tutulan bir hasta veri tabanının retrospektif analizidir. Temmuz 2012 ile Aralık 2014 arasında kliniğimize başvuran ve rezeke edilemeyen (evre III-IV) pankreas adenokarsinomu tanısı konmuş tüm hastaları kapsamaktadır. Tüm hastaların demografik verileri ile alınan kemoterapi rejimi, tedavi başlangıç tarihi, hastalık remisyon tarihi, mortalite ve tüm hastaların genel sağkalımı SPSS 20.0 kullanılarak analiz edilmiştir. Hasta takibi, bilgisayarlı tomografi ve pozitron emisyon tomografisi–bilgisayarlı tomografi taramaları aracılığıyla yapılmıştır.

Bulgular: Çalışmamıza 24’ü (%73) erkek ve 9’u (%27) kadın olmak üzere 33 hasta dahil edilmiştir. Çoğunluk, 27 (%81) hasta, tanı anında metastatik hastalığa sahipti ve evre IV idi. Hastaların 11’i (%33) gemsitabin temelli bir protokol kullanılarak tedavi edilirken, 13’ü (%39) FOLFIRINOX almıştır. Hastaların 9’u (%27) başlangıçta gemsitabin kullanılarak tedavi edilmiş, ancak progresyonun ardından ikinci basamak kemoterapi olarak FOLFIRINOX almaya başlamıştır. İstatistiksel analiz, 19,5 aylık bir medyan sağkalım ve %82,5’lik bir 1 yıllık sağkalım oranı ortaya koymuştur. Hâlihazırda hastaların 18’i (%54), Eastern Cooperative Oncology Group performans durumları Grade 0–1 aralığında olacak şekilde, hastalık progresyonu olmadan sağlıklı ve hayatta kalmaktadır. Bu hastaların 4’ü (%22) sonuçta radikal pankreas cerrahisi geçirmiştir: 3’ü (%17) pankreatikoduodenektomi (Whipple prosedürü) ve 1’i (%5) distal pankreatektomi geçirmiştir.

Meme Kanserinde Klinikopatolojik Prognostik Faktörler ile pAkt, pMAPK ve Topoizomeraz II Ekspresyonu Arasındaki İlişkiler

Int J Clin Exp Med. 2014;7(5):1459-1464.

Özet

Bu çalışma, meme kanseri hastalarında mitojenle aktive olan protein kinaz (MAPK), Akt ve topoizomeraz II ekspresyonu ile diğer iyi tanımlanmış klinik ve patolojik prognostik faktörler arasındaki ilişkileri incelemeyi amaçlamıştır. Antrasiklin temelli kemoterapi alan 42 meme kanseri kadın hasta bu retrospektif çalışmaya dahil edilmiştir. Doku bloklarında fosforile MAPK (pMAPK), fosforile Akt (pAkt), HER-2/neu ve topoizomeraz IIα (topo IIα) ekspresyonunu incelemek için immünohistokimyasal yöntemler kullanılmıştır. Ardından pMAPK, pAkt ve topo IIα ekspresyon özellikleri ile hastalık evresi (T ve N), tümör derecesi, östrojen/progesteron reseptör durumu ve HER-2/neu ekspresyonu arasındaki ilişkiler araştırılmıştır. Hastaların ortanca yaşı 63’tü (aralık, 37-82). N evresi ile topoizomeraz IIα ekspresyonu arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (P = 0,021); pozitiflik oranları daha yüksek evrelerde artmaktadır: N0, %22,7; N1, %11,1; N2, %42,9; N3, %100. Ayrıca topo IIα ekspresyonu, östrojen reseptörü pozitif tümörlerde östrojen reseptörü negatif tümörlere kıyasla daha yüksekti (%50’ye karşı %0, P = 0,0004) ve MAPK ekspresyonu, progesteron reseptörü pozitif tümörlerde negatif olanlara kıyasla daha sıktı (%64,0’a karşı %20,0, P = 0,027). Sonuçlarımız, hücre içi sinyal yolaklarında rol oynayan topo IIα ve MAPK doku ekspresyonunun, meme kanserinde belirli yerleşik prognostik faktörlerle ilişkili olduğunu göstermektedir.

Kanser Hastalarında Cilt Altı Yerleştirilen Port Bakımının Sürdürülmesinde Profilaktik Heparin Yıkamasında Uzatılmış Aralık

Eur J Cancer Care (Engl). 2009 Mar;18(2):191-194.

Özet

Kanser hastalarında kemoterapi için cilt altına yerleştirilen portların uzun süreli kullanımı, tromboz ve enfeksiyon oluşumuyla ilişkilendirilmiştir. Bu çalışmada, kullanılmayan dönemlerde port kaynaklı enfeksiyon ve tromboz açısından, uzatılmış aralıkta (her 6 haftada bir) 1000 Ü heparin yıkamasının güvenilirliği ve etkinliği, standart doz ve programla (her 4 haftada bir 500 Ü) karşılaştırılmıştır. Veriler, çeşitli kanser türleri nedeniyle tedavi gören hastalardan retrospektif olarak toplanmıştır (yaş, cinsiyet ve hastalık evresi bakımından 2:1 eşleştirilmiştir). Geçmiş tıbbi öyküsünde tromboz veya kanamaya yol açabilecek hastalıkları olan, oral antikoagülan kullanan ya da heparin kullanımı için kontrendikasyonu bulunan hastalar dışlanmıştır. Kemoterapilerini tamamladıktan sonra 59 hasta uzatılmış aralık uygulaması alırken, 30 hasta standart programı almıştır. Tüm hastalar en az 1 yıl boyunca takip edilmiştir. Her iki grupta da klinik olarak belgelenmiş port kaynaklı enfeksiyon veya tromboz saptanmamıştır. Ayrıca bu süre içinde cihazların hiçbiri çıkarılmamıştır. Santral venöz portların her 6 haftada bir 1000 Ü heparin ile profilaktik yıkanması; tromboz ve enfeksiyonların önlenmesinde standart doz ve programa göre güvenli, kolay, daha ucuz, konforlu ve etkili bir alternatif olabilir.

Beden Kitle İndeksinin Kanser Gelişimi Üzerindeki Etkisi

J BUON. 2008 Jan-Mar;13(1):55-59.

Özet

Amaç: Hastane temelli bir Türk popülasyonunda beden kitle indeksinin (BKİ) kanser üzerindeki etkisini belirlemek.

Hastalar ve yöntemler: Çalışma grubu, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Medikal Onkoloji Kliniği’ne başvuran, histolojik olarak kanıtlanmış kanseri olan 2015 hastadan (1172 kadın: 423 premenopozal ve 749 postmenopozal; 843 erkek) oluşmuştur. Kontrol grubu, 305 sağlıklı hasta yakınını içermiştir (192 kadın: 110 premenopozal ve 82 postmenopozal; 113 erkek).

Bulgular: Meme, over ve serviks karsinomu olan hastaların ortalama BKİ’si, sağlıklı kadın kontrollere göre anlamlı derecede yüksekti (sırasıyla p<0,001, 0,003, <0,001). Postmenopozal meme kanseri hastaları, postmenopozal kadın kontrollere göre anlamlı derecede daha yüksek BKİ’ye sahipti (olasılık oranı [OR] 1,3; %95 güven aralığı [GA], 1,06-1,6; p=0,012); bu durum premenopozal hastalarda görülmemiştir. Kontrollerle karşılaştırıldığında obez postmenopozal kadın hastalarda meme kanseri riski 3,26 kat (%95 GA 1,54-6,90) artmıştı (p=0,002). Akciğer, mide, özofagus, pankreas ve baş-boyun karsinomu hastalarının ortalama BKİ’si, sağlıklı kontrollere göre anlamlı derecede düşüktü. Akciğer ve kolorektal karsinomu olan kadın hastaların BKİ’si, kadın kontrollere göre daha yüksekti.

Sonuç: Yüksek BKİ, postmenopozal kadınlarda meme kanseri için bir risk faktörü olabilir. Vaka-kontrol çalışmaları, tanı öncesi kilo kaybı ve ileri evre ile ortaya çıkan kanserlerde BKİ ile kanser arasındaki gerçek ilişkiyi göstermeyebilir.

Erken Evre Mide Tümörlerinde Vasküler Endotelyal Büyüme Faktörü, Hipoksi ile İndüklenebilir Faktör 1 Alfa ve CD34 Ekspresyonları: Patolojik Faktörlerle İlişki ve Sağkalıma Prognostik Etkisi

Oncology. 2007;72(1-2):111-117.

Özet

Arka Plan: Anjiyogenez, solid tümör büyümesi ve metastazındaki temel adımlardan biridir. Yazarlar, mide kanserinde anjiyogenez belirteçleri olarak VEGF, HIF-1alfa ve CD34 ekspresyonunun prognostik önemini araştırmıştır.

Hastalar ve Yöntemler: Gastrektomi uygulanan 51 mide kanseri hastasının (1990-2004) retrospektif incelemesi yapılmış; tümör dokusu ekspresyon düzeyleri immünohistokimya ile değerlendirilmiş ve sağkalım analizi gerçekleştirilmiştir.

Bulgular: Kohort, ortanca yaşı 63 olan 30 erkek hastayı içermiş ve ortanca takip süresi 17 aydı. VEGF ve HIF-1alfa, tümörlerin sırasıyla %65 ve %71’inde pozitifti. Bu belirteçler, serozal invazyonu olmayan tümörlerde daha sık görülmüştür. Ancak VEGF, HIF-1alfa, CD34 ekspresyonları ve diğer patolojik özelliklerin sağkalım üzerinde herhangi bir etkisi bulunmamıştır.

Sonuç: Yazarlar, VEGF ve HIF-1alfa’yı hedefleyen biyolojik ajanların mide kanserinin daha erken evrelerinde daha etkili olabileceğini öne sürmektedir.

Lokal İleri ve Metastatik Küçük Hücreli Dışı Akciğer Kanseri Hastalarının Değerlendirilmesi: Marmara Üniversitesi Deneyimi

Türk Onkoloji Dergisi. 2004;19(3):106-111.

Özet

Nisan 1997 ile Şubat 2004 tarihleri arasında onkoloji kliniğimizde tedavi alan 175 KHDAK tanılı hasta retrospektif incelendi. Tüm hastaların performans durumu (PD) ≤2’ydi. İlk seçim tedavi olarak 138 hasta cisplatin içeren bir kombinasyon rejimini radyolojik yanıta bağlı olarak 3-6 kür aldı. Torasik radyoterapi evre IIIB hastalarında ilk seçim kemoterapi sonrasında ve semptomatik evre IV hastalarda palyatif amaçla yapıldı. Uygun olan evre IIIA hastalar (%8,6) opere edildi. Medyan yaş 60 ve 132 hasta erkekti. PD, hastaların %77,5’inde 0’dı. Sırasıyla 16/39/120 hastanın evreleri IIIA/IIIB/IV’dü. Kırk sekiz hastaya lokal radyoterapi yapıldı. Ortanca 11 aylık (1-63 ay) izlemde medyan genel sağkalım (GS) süresi 13±1 ay, 1 yıllık GS oranı %51 iken medyan progresyona kadar geçen süre 3 ay, 1 yıllık progresyonsuz sağkalım oranı %16’ydı. Kadınların, iyi PD olanların, cerrahi ve primer radyoterapi yapılabilecek hastaların daha uzun GS’ı olduğu görüldü (sırasıyla, p=0,005, p=0,0001, p=0,044 ve p=0,0002). Aynı değişkenler bağımsız prognostik faktörler olarak belirlendi. Kliniğimizin sonuçları dünya literatürü ile uyumludur.

Evre I (T1N0M0) Meme Kanseri: Patolojik Özellikler ve Klinik Sonuçlar

Türk Onkoloji Dergisi. 2004;19(2):53-57.

Özet

Hastaların bilinçlendirilmesi ve tarama programları sayesinde tüm dünyada meme kanseri daha erken evrelerde teşhis edilmeye başlanmıştır. Erken evre meme kanseri hastaları içinde pT1N0 evreli grubun prognozunun çok iyi olduğu rapor edilmiştir. Bu çalışmada bölümümüzde 1997-2003 yılları arasında izlenen pT1N0 evreli ve tanı konulduktan sonra en az 10 ay izlemi olan 66 meme kanseri hastasının klinik seyri geriye dönük olarak incelenmiştir. Hastalarımızın medyan yaşı 48 (33-83) ve medyan takip süresi 40 (10-78) ay idi. Otuz dört hasta (%52) postmenopozal ve 63 hasta (%96) 35 yaşın üstünde idi. Hastaların %50’sinde meme koruyucu cerrahi yapılmıştı ve 48 (%73) hastada histolojik grad 2-3 idi. Tümör histolojisi %84 hastada invazif duktal karsinoma idi ve toplam 15 (%23) hastanın tümöründe her iki hormon reseptörü (östrojen ve progesteron reseptörleri) de immünhistokimyasal olarak negatifti. Medyan çıkarılan aksiller lenf nodu (ALN) sayısı 14 (1-41) idi ve 10’dan az ALN diseksiyonu yapılan hasta sayısı 10 (%16) idi. Tümör boyutu 2 (%3) hastada T1a, 13 (%20) hastada T1b ve 51 (%77) hastada T1c idi. Tüm hastalar sistemik adjuvan tedavi (kemoterapi veya endokrin tedavi veya kemoterapi + endokrin tedavi) almıştı. Hastalarımızın 5 yıllık hastalıksız sağkalımı (HSK) %97 olarak bulundu. Nüks olan hasta sayımızın yetersizliği (n=2) ve tüm hastalarımızın hayatta olması nedeni ile hastalıksız ve genel sağkalımı etkileyen prognostik faktörlerin analizi yapılamamıştır. pT1N0 evreli meme kanseri hastalarımızın prognozu literatürle uyumlu olarak oldukça iyi gözükmektedir.