Girişimsel Radyoloji
Girişimsel radyoloji, görüntüleme yöntemleri eşliğinde, ameliyatsız ve iğne kalınlığında küçük girişlerle yapılan minimal invaziv tanı ve tedavi yöntemidir. Onkolojide görüntüleme eşliğinde biyopsi, port kateter yerleştirme, tümör ablasyonu, kemoembolizasyon ve radyoembolizasyon gibi işlemleri kapsar. İstanbul’da ONCOMSI, girişimsel radyolojik işlemleri tek başına bir uygulama olarak değil, hastanın tüm sürecini koordine eden bütüncül bir onkolojik tedavi planının parçası olarak ele alır. Bu sayfada girişimsel radyolojinin ne olduğunu, kanserde hangi işlemlerin nasıl yapıldığını ve sürecin nasıl ilerlediğini bulacaksınız.
İçindekiler
ToggleGirişimsel Radyoloji Nedir?
Girişimsel radyoloji, radyolojinin tedavi edici uygulamalar sunan minimal invaziv alt dalıdır. Röntgen, bilgisayarlı tomografi (BT), manyetik rezonans (MR) ve ultrason gibi görüntüleme yöntemleri eşliğinde, cerrahi kesiye gerek kalmadan kateter, iğne ve kılavuz tel gibi özel ekipmanlarla hastalıklı bölgeye doğrudan ulaşılır. Bu sayede tanı koymak ya da tedavi uygulamak, çoğu durumda genel anesteziye ve büyük bir ameliyata gerek kalmadan mümkün olur.
Girişimsel radyolojik işlemler genellikle damarsal (atardamar ve toplardamarlarla ilgili), onkolojik (kanser hastalarına yönelik) ve damar dışı işlemler olmak üzere gruplara ayrılır. Bu sayfanın odağı onkolojik girişimsel radyolojidir: kanserin tanısında ve tedavisinde kullanılan, görüntüleme eşliğinde yapılan işlemler.
Bu yöntemlerin ortak avantajı, açık cerrahiye kıyasla daha az ağrı, daha düşük enfeksiyon riski ve daha kısa iyileşme süresi sunmasıdır. İşlemler çoğunlukla lokal anestezi altında, küçük bir iğne deliği yoluyla gerçekleştirilir. Bu durum, hastayı genel anestezinin ve büyük cerrahinin olası risklerinden büyük ölçüde korur.
Girişimsel Radyoloji ile Açık Cerrahi Arasındaki Fark
Girişimsel radyolojiyi anlamanın en kolay yolu, onu açık cerrahiyle karşılaştırmaktır. Açık cerrahide hastalıklı bölgeye ulaşmak için genellikle büyük bir kesi yapılır ve işlem çoğunlukla genel anestezi altında gerçekleştirilir. Girişimsel radyolojide ise bölgeye iğne kalınlığında küçük bir girişle, görüntüleme rehberliğinde ulaşılır. Bu temel fark, hastanın yaşadığı süreci baştan sona etkiler.
Cerrahi tedavi birçok kanser türünde hâlâ en önemli seçeneklerden biridir ve kimi durumlarda vazgeçilmezdir. Ancak hastaların bir bölümü, tümörün yeri, yaygınlığı ya da genel sağlık durumu nedeniyle ameliyat şansını taşımayabilir. İşte bu noktada girişimsel radyolojik yöntemler, cerrahiye uygun olmayan hastalara tedavi imkânı sunabilir. Önemli olan, iki yaklaşımı rakip değil, birbirini tamamlayan seçenekler olarak görmek ve her hasta için en uygun olanı belirlemektir.
Bu kararın doğru verilebilmesi için tümörün özelliklerinin ve hastanın bütün tablosunun birlikte değerlendirilmesi gerekir. ONCOMSI’de bu değerlendirme, farklı tedavi seçeneklerini bir arada gören bütüncül bir bakışla yapılır.
Onkolojide Girişimsel Radyoloji Ne İşe Yarar?
Onkolojide girişimsel radyoloji, tanı aşamasından tedavi sürecine kadar onkoloji ekibiyle yakın işbirliği içinde çalışır. Görüntüleme yöntemleriyle bir organda kitle (tümör) saptandığında, girişimsel radyolog ultrason ya da bilgisayarlı tomografi eşliğinde dokudan parça alarak tanı konmasını sağlar. Tanı sonrası kemoterapinin güvenle verilebilmesi için cilt altına port kateter yerleştirilebilir. Tedavi aşamasında ise tümöre doğrudan yönelen işlemler uygulanabilir.
Bu işlemler özellikle cerrahi şansı bulunmayan ya da kemoterapinin tek başına yeterli olmadığı hastalarda değer kazanır. Onkolojik girişimsel radyolojide en sık kullanılan tedavi yöntemleri şunlardır:
- Tümör içine iğne ile girilerek ısı ya da soğuk yoluyla yok edilmesi (radyofrekans ablasyon, mikrodalga ablasyon, kriyoablasyon)
- Tümörü besleyen atardamardan girilerek kemoterapi ilacının doğrudan tümöre verilmesi (kemoembolizasyon)
- Radyoaktif maddenin atardamar yoluyla doğrudan tümöre ulaştırılması (radyoembolizasyon)
- Görüntüleme eşliğinde biyopsi ile ameliyatsız doku örneği alınması
- Kemoterapi erişimi için port kateter yerleştirilmesi
Bu yöntemlerin hangisinin, hangi sırayla ve hangi diğer tedavilerle birlikte uygulanacağı hastadan hastaya değişir. ONCOMSI’de bu karar, hastanın tüm sürecini yöneten medikal onkolog gözetiminde, ekip değerlendirmesiyle verilir.
Girişimsel Radyolojinin Onkolojideki Avantajları
Girişimsel radyolojik işlemlerin onkolojide tercih edilmesinin temel nedeni, klasik cerrahiye kıyasla sunduğu belirgin avantajlardır. Bu yöntemler, hastayı büyük bir ameliyatın ve genel anestezinin yükünden büyük ölçüde korurken, aynı zamanda hedefe yönelik bir tedavi imkânı sağlar. Özellikle ileri yaştaki, ek hastalıkları bulunan ya da cerrahi şansı sınırlı hastalarda bu avantajlar daha da önem kazanır.
- Ameliyatsız uygulama: İşlemler iğne kalınlığında küçük girişlerle yapıldığı için büyük cerrahi kesilere gerek kalmaz.
- Daha az ağrı: Lokal anestezi altında uygulandığından, işlem sırasında ve sonrasında ağrı belirgin biçimde azdır.
- Düşük enfeksiyon riski: Küçük giriş yeri ve steril koşullar, enfeksiyon olasılığını düşürür.
- Kısa iyileşme süresi: Hastalar çoğu işlemden sonra kısa sürede günlük yaşamlarına dönebilir.
- Hedefe yönelik etki: Görüntüleme rehberliği sayesinde işlem doğrudan hastalıklı bölgeye uygulanır, çevredeki sağlıklı doku mümkün olduğunca korunur.
- Sistemik yan etkilerin azalması: Kemoembolizasyon gibi bölgesel tedavilerde ilaç doğrudan tümöre verildiği için, yaygın kemoterapide görülen sistemik yan etkiler azalabilir.
Bu avantajların hastaya tam olarak yansıması, doğru hastada doğru yöntemin seçilmesine bağlıdır. ONCOMSI’de bu seçim, tek bir işlemi öne çıkarmak yerine hastanın tüm tablosunu değerlendiren bütüncül bir bakışla yapılır.
Görüntüleme Eşliğinde Biyopsi
Görüntüleme eşliğinde biyopsi, kesin tanı koyabilmek için hastalıklı dokudan ameliyatsız olarak örnek alınması işlemidir. Tedavinin planlanabilmesi için kitlenin ne olduğunun, yani tanının kesinleşmesi gerekir. İnce iğneyle hücre düzeyinde örnek alınması ince iğne aspirasyon biyopsisi olarak adlandırılırken, daha büyük doku parçası alınması tru-cut ya da parça biyopsi olarak bilinir.
İşlem öncesinde kan testleri kontrol edilir ve hastanın kullandığı ilaçlar sorgulanır. Lezyona en uygun giriş yeri belirlendikten sonra steril koşullarda cilt ve cilt altına lokal anestezi uygulanır. Ultrasonla görülemeyen kitlelerde kontrastlı bilgisayarlı tomografiden yararlanılabilir. İşleme bağlı kanama, enfeksiyon ve komşu organ yaralanması gibi riskler bulunsa da; kan testlerinin önceden kontrolü, steril koşullara uyulması ve giriş yerine dikkatle yaklaşılması bu riskleri belirgin biçimde azaltır.
Görüntüleme eşliğinde biyopsinin en önemli avantajı, doku örneğinin ameliyata gerek kalmadan, kısa sürede ve hedefe yönelik alınabilmesidir. Bu da tanı sürecini hızlandırır ve tedaviye daha erken başlanmasına olanak tanır.
Port Kateter: Kemoterapi İçin Güvenli Damar Yolu
Kemoterapi ilaçları koldaki ince toplardamarlardan verildiğinde bu damarlarda zamanla hasar oluşturabilir ve sonraki tedavilerde damar bulmak güçleşir. Port kateter, bu sorunu çözmek için cilt altına yerleştirilen, büyük bir toplardamara uzanan ince bir kateter sistemidir. Girişimsel radyoloji ünitesinde ultrason ve anjiyografi eşliğinde, steril koşullarda ve lokal anesteziyle yerleştirilir.
Kateter genellikle boyun toplardamarından yerleştirildikten sonra cilt altında bir cep oluşturulur ve port bu cebe gömülerek üzeri dikilir. Port tamamen cilt altında kaldığı için dışarıda görünen bir parçası bulunmaz ve hastanın günlük yaşam kalitesini bozmaz. Cilt altında kolayca elle hissedilir; kemoterapi, özel iğnesiyle portun içinden verilir.
Port, yalnızca kendi özel iğnesiyle kullanılmalı, her kullanımdan sonra tıkanmayı önlemek için yıkanmalıdır. Genellikle yaklaşık bir hafta sonra dikişleri alınır ve sonrasında banyo yapmakta sakınca kalmaz. Bu küçük işlem, kemoterapi sürecini hem hasta hem de tedavi ekibi için belirgin biçimde kolaylaştırır.
Tümör Ablasyonu: Radyofrekans ve Mikrodalga
Tümör ablasyonu, tümörü ortadan kaldırmak ya da küçültmek amacıyla ısı veya soğuk uygulanması esasına dayanan bir tedavi yöntemidir. Akciğer, karaciğer ve böbrek tümörlerinde klasik tedavi cerrahi olmakla birlikte, hastaların önemli bir bölümü erken aşamada yakalanamadığı için cerrahi şansını kaçırabilir. Bu durumda ablasyon teknikleri öne çıkar. En sık kullanılan yöntemler radyofrekans (RF) ablasyon, mikrodalga (MW) ablasyon ve dondurma esasına dayanan kriyoablasyondur.
Radyofrekans (RF) ve Mikrodalga (MW) Ablasyon Nasıl Çalışır?
Radyofrekans ablasyonda, tümör içine yerleştirilen bir elektrot çevresinde radyofrekans akımı ısı enerjisine dönüşür ve bu ısı tümör hücrelerinin ölümünü sağlar. Mikrodalga ablasyon da benzer şekilde ısı yoluyla etki eder. İşlem en çok doğrudan ciltten, ultrason ya da bilgisayarlı tomografi eşliğinde uygulanır. Tedavi öncesinde kan testleri değerlendirilir; ultrason, BT ve MR ile lezyonun yeri belirlenerek giriş yeri ve sayısı planlanır.
Bazı yaklaşımlara göre ablasyon tedavisi, 3 santimetreden küçük tümörlerde küratif (tümörü tümüyle ortadan kaldırmayı hedefleyen) bir seçenek olarak değerlendirilirken; 3-5 santimetre aralığındaki orta boyutlu karaciğer tümörlerinde tümörün yeniden oluşumunu geciktiren, yaşam süresine katkı sağlayabilen bir yöntem olarak değerlendirilir. Lezyona yakın damar bulunması ablasyonun etkinliğini azaltabilir ve işlem süresini uzatabilir. Her hastada uygulanabilirlik ve beklenen sonuç farklıdır; bu nedenle değerlendirme kişiye özel yapılır.
Ablasyon Hangi Kanserlerde Uygulanır?
Ablasyon teknikleri en sık karaciğer tümörlerinde (karaciğerden köken alan kanserler ve diğer organlardan karaciğere yayılan metastazlar) kullanılır. Bunun yanı sıra akciğer ve böbrek tümörlerinde, bazı kemik metastazlarında ve nöroendokrin tümörlerin karaciğer yayılımlarında da uygulanabilir. Özellikle akciğer rezervi cerrahiye izin vermeyen hastalarda ablasyon, yaşam süresine katkı sağlayabilen bir tedavi yöntemi olarak öne çıkar. Ağrılı kemik metastazlarında ise ağrının giderilmesinde tedavi alternatifi olabilir.
Kemoembolizasyon (TACE)
Kemoembolizasyon, kasık atardamarından girilerek karaciğer içindeki damarlara ulaşılması ve kateter yoluyla kemoterapi ilacının doğrudan tümörün içine verilmesi yöntemidir. Transarteriyel kemoembolizasyon olarak da bilinir ve genellikle TACE kısaltmasıyla anılır. Bu yöntemin temel mantığı, yüksek dozda ilacı kanser dokusuna yüklerken aynı anda tümörü besleyen kan akışını da engellemektir.
Kemoembolizasyonun öne çıkan avantajları şunlardır:
- Yüksek dozda kemoterapi ilacı doğrudan tümör dokusu içine verilir.
- Tümörün büyümesi için gerekli olan atardamar kan desteği engellenir.
- İlaç sistemik dolaşıma büyük ölçüde karışmadığı için, yaygın kemoterapide görülen sistemik yan etkiler azalır ya da görülmez.
Kemoembolizasyon Ne Zaman Uygulanabilir?
Kemoembolizasyon, karaciğer kanserlerinde ya da karaciğere başka organlardan gelen metastazlarda, yaygın kemoterapiye yeterli yanıt alınamayan ve genel durumu uygun olan hastalarda değerlendirilebilir. Uygulanabilirlik için tümörün karaciğer hacmindeki oranı, bazı kan testi değerleri (karaciğer fonksiyonları gibi) ve karaciğeri besleyen damarların açıklığı gibi etkenler göz önünde bulundurulur. Tedavi, tümörün yaygınlığına göre tek ya da birkaç seansta uygulanabilir. Bu değerlendirme her hasta için ayrı yapılır ve karar tedavi ekibi tarafından verilir.
Radyoembolizasyon (Y-90)
Radyoembolizasyon, radyoaktif maddenin (Yttrium-90, kısaca Y-90) kasık atardamarından girilerek karaciğer atardamarı yoluyla doğrudan tümöre ulaştırılması esasına dayanan bir tedavi yöntemidir. Dışarıdan uygulanan ışın tedavisi, tümörü etkili biçimde öldürecek dozda sağlıklı karaciğer dokusuna da zarar verebilir. Radyoembolizasyon ise radyasyonu doğrudan tümöre yönelttiği için daha güvenli bir seçenek olarak öne çıkar ve özellikle kemoterapiye direnç gelişen olgularda uygulanabilen bir yöntem haline gelmiştir.
Radyoembolizasyon Hangi Durumlarda Uygulanır?
- Karaciğerden gelişen kanserlerde (hepatosellüler karsinom)
- Kalın bağırsak, meme kanseri veya nöroendokrin tümörlerden karaciğere yayılan metastazlarda
- Cerrahi şansı olmayan safra yolları kanserlerinde alternatif tedavi olarak
- Damarsal nedenlerle kemoembolizasyonun uygulanamadığı bazı durumlarda
Radyoembolizasyon nükleer tıp birimiyle birlikte yürütülür ve genellikle iki ayrı seansta planlanır: ilk seans tümörün damarsal yapısının değerlendirilmesi ve doz hesabı için, ikinci seans ise Y-90’ın doğrudan tümöre uygulanması için yapılır. Tedavi sonrasında bulantı, hafif ateş gibi geçici yakınmalar görülebilir. Uygulanabilirlik ve olası yan etkiler hastaya göre değiştiğinden, karar her zaman tedavi ekibinin değerlendirmesiyle verilir.
Onkolojide Destekleyici Girişimsel İşlemler
Girişimsel radyoloji, doğrudan tümöre yönelik tedavilerin yanı sıra hastanın yaşam kalitesini korumaya yönelik destekleyici işlemler de sunar. Kansere bağlı sarılık geliştiğinde, safranın bağırsağa ulaştırılması ya da dışarı alınması için drenaj işlemleri uygulanabilir. Tümör nedeniyle idrar yollarında tıkanıklık oluştuğunda, ciltten girilerek kateter yerleştirilebilir ve böbrek fonksiyonunun korunmasına yardımcı olunur.
Bağırsak ya da yemek borusunun ilerlemiş tümörlerinde, geçişi sağlamak için stent adı verilen metalik destekler yerleştirilebilir. İltihabi sıvı birikimleri de ameliyata gerek kalmadan girişimsel tekniklerle boşaltılabilir. Bu işlemler, ileri evre hastalarda konforu artırmaya ve yaşam kalitesini desteklemeye yöneliktir.
Hangi Hastaya Hangi Yöntem Uygundur?
Onkolojik girişimsel radyolojide tek bir yöntemin her hastaya uyduğu söylenemez. Hangi işlemin uygulanacağı; tümörün türüne, boyutuna, yerleşim yerine, sayısına ve hastanın genel durumuna göre değişir. Bu nedenle karar, hastanın tüm tablosunu gören bir ekip değerlendirmesiyle verilir. Aşağıdaki noktalar, yöntem seçiminde göz önünde bulundurulan temel etkenlerden bazılarıdır:
- Tümörün boyutu: Küçük tümörlerde ablasyon teknikleri öne çıkarken, daha yaygın ya da damarsal beslenmesi belirgin tümörlerde kemoembolizasyon veya radyoembolizasyon değerlendirilebilir.
- Tümörün yeri: Lezyonun büyük damarlara ya da komşu organlara yakınlığı, uygulanacak yöntemi etkiler.
- Karaciğer fonksiyonu: Karaciğer tümörlerinde, karaciğerin işlev rezervi ve damarların açıklığı yöntem seçiminde belirleyicidir.
- Önceki tedavilere yanıt: Yaygın kemoterapiye yeterli yanıt alınamayan hastalarda bölgesel girişimsel yöntemler gündeme gelebilir.
- Genel durum: Hastanın yaşı, ek hastalıkları ve performansı, hangi işlemin güvenle uygulanabileceğini belirler.
Bu çok yönlü değerlendirme, girişimsel radyolojinin neden izole bir işlem olarak değil, bütüncül bir tedavi planının parçası olarak ele alınması gerektiğini gösterir. ONCOMSI’de yöntem seçimi, medikal onkologun koordinasyonunda, hastanın hedefleri ve yaşam kalitesi de gözetilerek yapılır.
İşlem Sonrası İyileşme Süreci
Girişimsel radyolojik işlemlerin önemli bir avantajı, açık cerrahiye kıyasla iyileşme sürecinin genellikle daha kısa ve konforlu olmasıdır. İyileşme süresi işlemin türüne göre değişir. Biyopsi ve port yerleştirme gibi işlemler sonrasında hasta çoğunlukla kısa bir gözlem döneminin ardından günlük yaşamına dönebilir. Ablasyon, kemoembolizasyon ve radyoembolizasyon gibi tedavi amaçlı işlemlerde ise kısa süreli hastanede gözlem gerekebilir.
Bazı işlemlerden sonra geçici olarak bulantı, hafif ateş ya da işlem bölgesinde rahatsızlık görülebilir. Bu yakınmalar genellikle kısa sürelidir ve uygun destekleyici tedavilerle yönetilir. Hastaların işlem sonrası nelere dikkat etmesi gerektiği, hangi belirtilerde ekiple iletişime geçmeleri gerektiği önceden anlatılır.
ONCOMSI’de işlem sonrası dönem, sürecin bittiği nokta değil, takibin başladığı aşama olarak görülür. Hastanın iyileşmesi düzenli aralıklarla izlenir ve tedavi planı gerektiğinde yeniden değerlendirilir. Bu yaklaşım, hastanın hiçbir aşamada yalnız kalmamasını amaçlar.
Girişimsel Radyoloji Süreci: Ön Görüşmeden Takibe
ONCOMSI’de girişimsel radyolojik işlemler, baştan sona planlı bir hasta yolculuğu içinde yürütülür. Bu süreç dört temel aşamadan oluşur:
- Ön görüşme ve değerlendirme: Hastanın tıbbi geçmişi, görüntüleme sonuçları ve genel durumu incelenir. Hangi işlemin uygun olduğu, medikal onkolog gözetiminde ekip değerlendirmesiyle belirlenir.
- Hazırlık: Kan testleri kontrol edilir, kullanılan ilaçlar sorgulanır ve işleme uygun giriş yolu planlanır. Hasta işlem ve olası riskler hakkında bilgilendirilir.
- İşlem: Görüntüleme eşliğinde, çoğunlukla lokal anesteziyle ve steril koşullarda uygulanır. İşlem türüne göre süre ve hastanede kalış değişir.
- Takip: İşlem sonrası iyileşme izlenir ve hasta düzenli aralıklarla değerlendirilir. ONCOMSI’de takip, tedavi planının ayrılmaz bir parçasıdır.
Bu yapı, hastanın hiçbir aşamada yalnız kalmamasını ve her adımda bilgilendirilmesini amaçlar.
İstanbul’da Girişimsel Radyoloji ve ONCOMSI Yaklaşımı
İstanbul’da girişimsel radyolojik işlemleri bütüncül bir onkolojik yaklaşımla planlamak için ONCOMSI’ye başvurabilirsiniz. ONCOMSI’nin temel farkı, girişimsel radyolojiyi izole bir işlem olarak değil, hastanın tüm tedavi planını koordine eden bir bütünün parçası olarak ele almasıdır. Bu yaklaşımda medikal onkolog, sürecin orkestra şefi gibi davranır: tanıdan tedaviye ve takibe kadar her adımı koordine eder.
ONCOMSI’nin medikal onkoloji uzmanı Doç. Dr. Mehmet Salih İyikesici, bütüncül onkolojik tedavi alanında uzun yılların deneyimine sahiptir. Girişimsel radyolojik işlemler, uygun olduğu durumlarda Metabolik Kontrollü Onkolojik Tedavi (MKOT) gibi diğer bütüncül yöntemlerle birlikte, kişiye özel bir tedavi yol haritası içinde değerlendirilir. Amaç, her hasta için en az yan etkiyle en etkili sonucu hedefleyen, koordineli bir tedavi planı oluşturmaktır.
İstanbul’da ameliyatsız tümör tedavisi seçeneklerini araştıran hastalar için girişimsel radyoloji, doğru hastada ve doğru planlamayla önemli bir tedavi yöntemidir. İstanbul’daki merkezimizde bu işlemler, tüm tedavi ekibinin ortak değerlendirmesiyle uygulanır. Hangi yöntemin sizin için uygun olduğunu öğrenmek için iletişim sayfamızdan bize ulaşabilirsiniz.
Konuyla ilgili diğer tedavi yöntemlerimizi de inceleyebilirsiniz: Metabolik Kontrollü Onkolojik Tedavi (MKOT) ve Radyoterapi. Yurt dışından gelen hastalarımız için uluslararası hasta sayfamız yol gösterici olacaktır.
Girişimsel radyoloji nedir?
Girişimsel radyoloji, röntgen, ultrason, BT ve MR gibi görüntüleme yöntemleri eşliğinde, ameliyatsız ve iğne kalınlığında küçük girişlerle yapılan minimal invaziv tanı ve tedavi yöntemidir. Onkolojide biyopsi, ablasyon ve kemoembolizasyon gibi işlemleri kapsar.
Girişimsel radyoloji ağrılı mı?
İşlemlerin çoğu lokal anestezi altında yapıldığı için hasta belirgin ağrı hissetmez. Yalnızca giriş bölgesinde hafif bir rahatsızlık olabilir. İşlem türüne göre değişmekle birlikte, açık cerrahiye kıyasla çok daha az ağrı ve daha hızlı iyileşme beklenir.
Tümör ablasyonu hangi kanserlerde uygulanır?
Ablasyon en sık karaciğer tümörlerinde kullanılır. Ayrıca akciğer ve böbrek tümörlerinde, bazı kemik metastazlarında ve nöroendokrin tümörlerin karaciğer yayılımlarında, özellikle cerrahi şansı olmayan hastalarda uygulanabilir. Uygunluk her hastada ayrı değerlendirilir.
Kemoembolizasyon (TACE) nasıl yapılır?
Kasık atardamarından girilerek karaciğer damarlarına ulaşılır ve kateter yoluyla kemoterapi ilacı doğrudan tümöre verilir. Aynı anda tümörü besleyen kan akışı engellenir. Bu sayede yüksek doz ilaç tümöre yüklenirken sistemik yan etkiler büyük ölçüde azalır.
Ameliyat olamayan hastalara hangi girişimsel yöntemler uygulanır?
Cerrahi şansı olmayan hastalarda tümör ablasyonu, kemoembolizasyon ve radyoembolizasyon gibi yöntemler değerlendirilebilir. Hangi yöntemin uygun olduğu tümörün türüne, yerine ve hastanın genel durumuna göre ekip tarafından belirlenir.
Görüntüleme eşliğinde biyopsi güvenli mi?
Görüntüleme eşliğinde biyopsi, steril koşullarda ve görüntü rehberliğinde yapıldığı için güvenli bir işlemdir. Kanama veya enfeksiyon gibi riskler bulunsa da, kan testlerinin önceden kontrolü ve dikkatli teknik ile bu riskler belirgin biçimde azaltılır.
Port kateter takıldıktan sonra nelere dikkat edilmeli?
Port yalnızca kendi özel iğnesiyle kullanılmalı ve her kullanımdan sonra tıkanmayı önlemek için yıkanmalıdır. Genellikle yaklaşık bir hafta sonra dikişleri alınır ve sonrasında banyo yapmakta sakınca kalmaz. Düzenli bakımı tedavi ekibi tarafından yönlendirilir.
Radyofrekans ile mikrodalga ablasyon arasındaki fark nedir?
Her iki yöntem de tümörü ısı yoluyla yok eder. Radyofrekans ablasyonda elektrot çevresinde oluşan radyofrekans akımı ısıya dönüşürken, mikrodalga ablasyonda mikrodalga enerjisi kullanılır. Hangisinin uygun olduğu tümörün boyutu ve yerine göre değişir.
Radyoembolizasyon (Y-90) kimlere uygundur?
Radyoembolizasyon, karaciğerden gelişen kanserlerde ve karaciğere yayılan bazı metastazlarda, özellikle kemoterapiye direnç gelişen olgularda değerlendirilebilir. Genellikle iki seansta uygulanır. Uygunluk, tümörün durumuna ve kan testlerine göre ekip tarafından belirlenir.
İstanbul'da ameliyatsız tümör tedavisi için nereye başvurabilirim?
İstanbul’da girişimsel radyolojik işlemleri bütüncül onkolojik yaklaşımla planlamak için ONCOMSI’ye başvurabilirsiniz. İşlemler, hastanın tüm tedavi planını koordine eden medikal onkolog gözetiminde değerlendirilir. Randevu için iletişim sayfamızdan bize ulaşabilirsiniz.
Girişimsel radyoloji işlemi ne kadar sürer?
İşlem süresi türe göre değişir. Görüntüleme eşliğinde biyopsi gibi işlemler kısa sürerken, ablasyon ya da kemoembolizasyon gibi tedaviler daha uzun sürebilir. Kesin süre, işlemin türüne ve tümörün durumuna göre tedavi ekibi tarafından önceden hastaya anlatılır.
Girişimsel radyoloji diğer kanser tedavileriyle birlikte uygulanabilir mi?
Evet. Girişimsel radyolojik işlemler, uygun olduğu durumlarda kemoterapi, radyoterapi ve Metabolik Kontrollü Onkolojik Tedavi (MKOT) gibi diğer yöntemlerle birlikte planlanabilir. ONCOMSI’de bu birliktelik, medikal onkologun koordinasyonunda kişiye özel bir plan içinde değerlendirilir.
Tanı ve tedavi için doktorunuza danışınız. Bu sayfa bilgilendirme amaçlıdır.